TÜRK ALGOLOJİ AĞRI DERNEĞİ

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı da 27 Temmuz 2018 tarihinde akredite klinikler arasına eklenmiştir. Tüm Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalını tebrik ederiz. Akredite komitesine de teşekkür ederiz.

Ege üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı’da Akredite edilmiştir. Başta Prof. Dr. Meltem UYAR olmak üzere tüm Ege Üniversitesi Algoloji Bilim Dalı’nı tebrik ederiz. Akredite komitesine de teşekkür ederiz.

Türk Algoloji (Ağrı) Derneği Yönetim Kurulu

II. Algoloji Çalıştayı'nda belirlenen sorunlar ve çözüm önerileri doğrultusunda Dernek Başkanı ve YK Üyelerinin Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu'nda gerçekleştirdikleri görüşmelerin özet bilgisi

 

Konu:

25.Nisan 2018 tarihinde Sağlık Bakanlığı ve Soysal Güvenlik Kurumu görüşmeleri hakkında.

Tutanak :

Görüşmelere derneğimizi temsilen başkan Süleyman Özyalçın, 2. Başkan Sema Tuncer ve sekreter Enver Özgencil katılmışlardır.
İlk görüşme Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Md.’de saat 14.00’de Genel Müdür yardımcısı Doç. Dr. Semra Ulusoy Kaymak, Tıpta Uzmanlık Kurulunu temsilen Uzm. Dr. Alp Soysal ve Soysal Güvenlik Uygulamaları Daire Başkanı Op. Dr. Emrah Ceviz’in katılımı ile gerçekleştirilmiştir.

Gündem:

II. Algoloji Çalıştay Sonuç Raporu ile belirtilen sorun ve öneriler sırası ile ele alınmıştır. Bu rapora göre;

Bakanlık toplantısını takiben Sosyal Güvenlik Kurumu toplantısına geçilmiştir.
Çalışma Bakanlığı Sosyal Güvenlik Kurumu Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğündeki toplantı saat 16.00 da, Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığında Daire Başkanı Dr. Neşe Kalaycıoğlu Akalın ile gerçekleştirilmiştir.
SGK görüşmelerinde de gündem II. Çalıştay sonuç raporuna göre belirlenmiştir.

Derneğimiz tarafında hazırlanan, daha önce SGK’ya sunulan Algolojide Girişimsel Yöntemler –Sağlık uygulama Tebliği Analizinin Güncellenerek tekrar kuruma sunulması kararlaştırıldı.
Bu çalışmada;

Türk Algoloji – Ağrı Derneği I. Ve II. Çalıştay Değerlendirmeleri Neticesinde Sağlık Bakanlığı Nezdinde Öneriler:

  1. Kadro Yapılanmasının Ülke İhtiyaçları Doğrultusunda Verimli Planlaması:

Algoloji uzmanı hekimlerinden optimal verimin alınabilmesi için, uzmanlık alanlarının getirdiği eğitim ve bilgiyi verimli kullanabilecekleri şartların sağlanabildiği, bu branş hekimlik tecrübe ve bilgisine en ihtiyaç duyulan sağlık kurumlarında çalışmasının sağlanması gerekmektedir. Bu bakımdan bünyesinde algoloji uzmanı çalışmasının öncelikle hedeflenmesi gereken sağlık kurumları arasında ana dallarda asistan ve uzman eğitimi veren, özellikle anesteziyoloji uzmanlık alanında uzmanlık öğrencilerinin çekirdek eğitim müfredatıyla uyumlu mevcut zorunlu algoloji rotasyon eğitimlerini de yapabileceği, tam teşekküllü hasta hizmeti sunan ve yoğun onkoloji hasta takibinin yapıldığı hastaneler öncelikli planlanmalıdır. Bu hedefler doğrultusunda kadro yapılanmasının öncelikli hedeflenmesi gereken yataklı sağlık kurumları aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Bu bağlamda 2014 Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde ki hastane gruplama detayları şöyledir

Bu veriler ışığında toplam 187 farklı hastanede en az bir algoloji uzman hekiminin istihdam edilmesi gerekli görünmektedir.

Bu konuda bir diğer referans noktası olarak da sağlık bakanlığının personel dağılım cetveli ile algoloji uzmanı istihdamı planlaması göz önüne alınabilir. 17.08.2017 tarihli olarak ulaşabildiğimiz son personel dağılım cetveline göre, halihazırda 80 farklı hastanede toplamda 95 kadro planlaması yapılmış ancak devlet hizmet yükümlülüğünü yerine getirmekte veya yeni tamamlamış olan yaklaşık 32 hekim ile bu planlanan kadrolara atama yapılmış iken kalan kadrolar boş bulunmaktadır.

Yine sağlık bakanlığının iki ayda bir açıkladığı bölge hizmet gruplarının sonuncusu  Mart-Nisan 2018 raporunda, 81 ilimizin 41’inde algoloji uzmanı istihdamı planlanmış olup geriye kalan 40 ilde algoloji uzmanı istihdamı algoloji uzmanı sayısındaki yetersizlikten dolayı planlanmamıştır.

Sonuç olarak bakanlık verisi olarak ülkemizde algoloji uzmanlık belgesine sahip yaklaşık 259 hekim bulunmakta, bu hekimlerin büyük çoğunluğu 2011 yılında algoloji yan dal uzmanlığının tanımlanması ile birlikte uzmanlık belgesini almış olup mesailerinin büyük kısmını anadal hizmeti ile geçirmektedirler. Ülkemizde tam zamanlı olarak algoloji alanında hizmet veren hekim sayısı 100’ün altında olup bu hekimlerinde büyük kısmı üniversite öğretim üyesi konumundadır.

Sonuç olarak algoloji uzmanlık hizmetinin ülke genelinde verimli sunulabilmesi için algoloji uzmanlık eğitimi kadrolarının artırılması gerekmektedir. Bu kadroların artırılmasında, Türk Algoloji Derneği tarafından eğitim akreditasyonu yapılmış eğitim kurumlarından öncelikli olarak yararlanılabilir.

 

Değerli Meslektaşlarım,

Derneğimizin seçimli 14.Olağan Genel Kurulu 21 Ocak Pazar günü, Dernek merkezimizde  90 kişinin katılımı ile şenlik havasında gerçekleşti.

Katılımın yüksek oluşu ve özellikle genç meslektaşlarımızın ilgisi, Derneğimizin geleceği için umut verici bir gelişmedir. Yönetim Kurulu adaylığına gönüllü başvurunun artmış olduğunu izlediğimiz bu genel kurulda, derneğimizin demokratik yapısının geliştiğini ve alanımıza hizmet vermek isteyen meslektaşlarımızın arttığını görmek sevindirici bir kazanımdı.

Derneğimizin yeni yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerini ilgili sayfamızda görebilirsiniz. Tüm üyelerimizin ve özellikle de yönetimde yer almak isteyen meslektaşlarımızın önümüzdeki süreçte Derneğimizin gelişimine destek olacağına ve sorunların çözümünde birlikte çalışacağımıza inanıyorum.

Genel kurulumuzda Derneğimize ait tüzük değişimi önerilerinden, yönetim süresinin 3 yıldan 2 yıla indirilmesi oybirliği ve üst üste 2 dönem başkanlık olmaması yönündeki değişiklik ise oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Algoloji uzmanı olmayanların Derneğimize asil üye olması önerisi ise oy çokluğu ile ret edilmiştir. Yeni Tüzüğümüzü ilgili sayfamızdan inceleyebilirsiniz.

Seçim bilgisinin WEB sayfamızda geç duyurulmasının nedeni, sayfamızda yapılan düzenlemeler ile ilgilidir. Seçimden önce başlattığımız, ancak seçimden sonra şekil ve içeriğinin değişiminin uygun olacağını düşündüğümüz WEB sayfa tasarımı ve sosyal medya aktivitelerini seçimden hemen sonra hızlandırdık. Ancak sayfa tasarımı ve eski bilgilerin aktarımı ile ilgili sürecin uzaması nedeniyle, seçim sonrası hazırladığım yazı dahil bazı aksamalar oluştu. Bu normal durumun kısa sürmesi için sayfamızı izleyen meslektaşlarımızın öneri ve düzeltme desteklerini bekliyoruz.

Seçimi takiben 30 Mart’ta Ankara Üniversitesinde II. Algoloji Eğitim Çalıştayımızı gerçekleştirdik. Bununla ilgili bilgileri de yakında ilgili arkadaşlarımız WEB sayfasından sunacaklardır.

Önümüzde kongremize ait çalışmalar var. Bu konuda da desteklerinizi bekliyoruz.

Bu dönemde yapılacak çalışmalarda aktif katılımız ve önerileriniz bizleri yönlendirecektir. Güçlü Dernek yönetiminin siz üyelerimizin katılımı, önerileri ve desteği ile sağlanacağına inanıyorum.

Saygılarımızla,

 

Dr. N. Süleyman Özyalçın,
Türk Algoloji –Ağrı- Derneği YK Adına

1-PULSED RADYOFREKANS UYGULAMALARI

Pulsed radyofrekans (PRF) kontünyu radyofrekans termokoagulasyon (KRFT) uygulamalarına bir alternative olarak geliştirilmiş olup, son yıllarda geniş bir şekilde uygulanmaya başlanmıştır. Bu işlemin kolaylıkla uygulanması, dokuda termal hasar oluşturmaması ve ağrısız bir işlem olması yaygınlaşmasını sağlayan en önemli faktörler olmuştur. PRF, KRFT’ye benzer uygulamaların (faset median sinir veya trigeminal sinir uygulamaları gibi) yanı sıra, ondan farklı periferik uygulamaları da bulunmaktadır. Miyofasial tetik nokta uygulamalarında, fantom ağrısında, oksipital nevraljide, meraljika parestetikada, kronik testiküler ağrıda, sekonder glossofarengeal nevraljide, omuz ağrısı için supraskapular sinir uygulamalarında, postherpetik nevraljide, diz ağrısı için eklem içi uygulamalarında ve hatta erken boşalmanın tedavisinde başarı ile uygulandığını bildiren literatürler bulunmaktadır.
KRFT uygulamalarında ağrı sinyallerini taşıyan sinir liflerine yerleştirilen bir elektrod ile termal bir hasarlanma oluşturulur. Koagulatif nekroz ile sonuçlanan bu hasar, kronik ağrı tedavisinde hedef dokudaki sensoriyel yolakları hasara uğratan diğer nörolitik prosedürlerden kavram olarak farklı değildir. Oysa PRF uygulaması ile RF enerjisi, yüksek voltajla (tipik olarak 45 V) 20 milisaniyelik vuru ve sonra 480 milisaniyelik sessiz dönemlerin takip ettiği 500 kHz frekansta uygulanır. Sonuç olarak doku, uzun sessiz dönemden dolayı 42oC’yi geçmez. Bu yüzden doku ısısı geri dönüşümsüz doku hasarı eşiği olarak kabul edilen 45-50oC’nin altında kaldığı için kalıcı doku hasarı ve nörit benzeri reaksiyonlar görülmez. PRF sıklıkla uygulanmasına rağmen etki mekanizması hala tam olarak anlaşılamamıştır, ancak bir nöromodülatör etkisinin olduğu düşünülmektedir.

 

2-COOLED RF UYGULAMALARI

Diskojenik Bel Ağrılarında Transdiskal Biyakuplasti Uygulaması

Bel bölgesinde ağrı oluşturan birçok köken bulunmasına rağmen intervertebral disk en önemli ağrı kaynaklarından biridir. Kronik, inatçı kökeni bilinmeyen bel ağrılarının %40’ına internal disc disruption (IDD)’in eşlik ettiğine inanılmaktadır.
Kronik diskojenik ağrıların tedavisinde uygulanan daha önceki IDET gibi disk ısıtma prosedürlerine alternatif olarak ortaya çıkan Transdiskal Biyakuplasti, oldukça yeni minimal invazif bir uygulamadır. Bu yöntemle bipolar cooled radyofrekans enerjisi kullanılarak IDET’e göre posterior anulusta daha geniş ve güvenli bir termal lezyon oluşturduğu gösterilmiştir. IDET’e göre bir başka üstülüğünün ise uygulaması çok kolay olduğu için uygulamaya bağlı komplikasyon olasılığının oldukça düşük olmasıdır. Bu uygulama ile yapılan ilk çalışmalar umut verici sonuçlar göstermiştir.

Bu uygulamaya aday hastaların şu özelliklerinin olması gerekir;

1-en az 6 ay süren predominat olarak aksiyel bel ağrısının bulunması, oturduğu yerden kalkarken bel ağrısının şiddetlenmesi,
2-detaylı non-invaziv konservatif tedavilere yanıt vermemiş olması,
3- alt ekstremite nörolojik muayenesinin normal olması,
4-MRI incelemesinde disk dejenerasyonunun ya da IDD bulgularının en az bir maksimum iki düzeyde gösterilmesi,
5-AP ve lateral düz grafide %50’den daha fazla disk yükseklik kaybının olmaması
6- en az iki komşu kontrol diskinde negatif iken, ağrı kökeni olduğu düşünülen diskte pozitif provokatif lumbar diskografi (<50psi basınçta >6/10 şiddetinde ağrının gösterilmesi),

Uygulama
Bütün uygulamalar C kollu floroskopi ve lokal anstezi altında uygulanır. Hastalar pron pozisyonda Skopi masasına uzatılıp temizlendikten ve örtüldükten sonra semptomatik diske oblik pozisyonda ulaşılır. 17 G introduser iğne bilateral olarak diske yerleştirildikten sonra, içinde steril suyun devri-daim yaptığı özel tasarlanmış iki cooled RF probu yerleştirilir.  Prob ucundaki radyoopak band referans alınarak disk içinde yeterli derinlik elde edildikten sonra uygulama başlatılır (Set Temperature = 45oC, Ramp Rate = 2.0oC/min, Time = 15 minutes). Bu aşamada olası bir komplikasyonu erkenden fark edebilmek için hastayla sürekli sözel iletişim esastır. Uygulama sona erdikten sonra giriş yeri bir yara bandıyla kapatılarak hasta derlenme odasına alınır.

Sakroiliak Kökenli Ağrılarda Cooled Radyofrekans Uygulaması (SInergy)

Araştırmalar kronik bel ağrılarının en az %15-30’nun nedeninin sakroiliak kökenli olduğunu göstermiştir. Sakroiliak kökenli bel ağrılarının tedavisi, ampirik olarak non-invaziv konsevatif tedavi yöntemleri ile başlar. Kronik, inatçı ve şiddetli olgularda SIE içine steroid enjeksiyonu uygulanabilecek tedavilerdendir. Ancak ne yazık ki, bu yöntemle uzun dönem etkinlik elde edilememektedir. Cerrahi yöntemlerden biri olan füzyon ameliyatlarının da yeterince efektif olamayacağı ileri sürülmektedir. Sakroiliak kökenli ağrılar için etkin ve kalıcı bir tedavinin olamayışı, araştırmacıları Radiofrequency (RF) denervasyonunun etkinliğini araştırmaya itmiştir. Son yıllarda SIE’i innerve eden lateral branş’ların, RF enerjisi ile denervasyonu oldukça büyük ilgi toplamayı başarmıştır. Fakat ne yazık ki, konvansiyonel RF ile sadece küçük lezyonlar oluşturulmakta ve bu da zaten karmaşık ve değişken lokalizasyonlu sinirlerin başarı ile bulunup denerve edilme şansını azaltmaktadır.
Cooled RF (CRF), konvansiyonel RF’ye alternatif olarak uygulanan, içinde kapalı devre su devri-daiminin olduğu bir yöntemdir. Su sayesinde, elektrot ucuna komşu dokularda kömürleşme olmadan, çok daha geniş boyutlarda ısı lezyonu yaratılabilmektedir. Bu sayede konvansiyonel RF’ye kıyasla sinirin yakalanma şansı artmaktadır.

Uygulama

CRF öncesi tüm hastalarda 2 ml lokal anestezik ile iki ayrı SİE bloğundan en az  %75 ağrı rahatlamasının sağlanmış olması elzemdir. Bütün uygulamalar, C-kollu floroskopi eşliğinde ve lokal anestezi altında uygulanır. Hastalar, floroskopi masasına prone pozisyonda alınarak, girişim uygulanacak bölgeleri iyotlu antiseptik bir solüsyonla temizlenip, sterilite kurallarına uygun olarak örtülür.
S1-3 lateral branş denervasyonu kısaca şöyle uygulanır; AP görüntü eşliğinde, prone pozisyondaki hastanın pelvis’i görüntülendi. Sakral foramina’ların yerleri belirlendikten sonra, S1 düzeyinden başlanarak sırayla denervasyon uygulanır. Uygulamayı kolaylaştırmak için, her foramenin içine 27 G spinal iğne kılavuz amacıyla yerleştirilir. Spinal iğnelerin yanına yerleştirilen Epsilon Ruler yardımıyla, foramenlerin yaklaşık 1 cm uzağında Stileli introducer ile sakral foramenin lateral kenarına ulaşılır. Stilenin ucu kemik yapıya temas ettikten sonra, iğnenin derinliği lateral görüntü ile kontrol edilir. Bu aşamadaki en önemli şey, iğnenin yanlışlıkla foramenin içine girip girmediğinin kontrol edilmesidir. Tatmin edici iğne yerleşimi sağlandıktan sonra, SInergy cooled RF probu yerleştirilerek lezyon oluşturulur (Set Temperature = 60o, Ramp Rate = 80o C/min, Time = 2:30 minutes). Bu uygulama her düzeydeki tüm hedef bölgeler için tekrarlanır. S1 ve S2 düzeylerinde, saat kadranı hesabıyla sağda 2:30, 4:00 ve 5:30 hizalarında (solda 9:30, 8:00 ve 6:30) 3 adet lezyon oluşturulur. S3 düzeyinde ise sağda 2:30 ve 4:00 hizalarında (solda 8:00 ve 9:30) olmak üzere toplam 2 adet lezyon yaratılır. Böylece totalde hasta başına unilateral olarak 9 lezyon oluşturulmuş olunur. S1-3 denervasyonuna ilave olarak L5 dorsal ramusun konvansiyonel denervasyonunun da uygulanması tedavinin başarı şansını artıracaktır. Hastalar, uygulamadan sonra 4 saat kalacakları derlenme odasına transfer edilir. Postoperatif olarak, hastalara birkaç gün boyunca aşırı aktiviteden kaçınmaları önerilir.

Uzmanı ile söyleşinin ilkini, Türk Algoloji Derneği Başkanı ve Algoloji Biliminin Türkiye’deki kurucusu Prof. Dr. Serdar Erdine ile yaptık. Sayın Hocamıza bize zaman ayırdığı için çok teşekkür ederiz.

1.Özgeçmişinizi anlatır mısınız?

1954 yılında Tosya’da doğdum. İlkokulu Kasımpaşa Cezayirli Gazi Hasan Paşa da bitirdim. 1972 yılında Kadıköy Maarif Kolejinden mezun oldum. 1978 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdim ve aynı yıl o zamanki adıyla İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kürsüsüne asistan olarak girdim. 1982 yılı nisanında Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı oldum ve askerlik görevimi yapmak üzere Kıbrıs’a gittim. 1983 Ekim ayında askerlik görevimi bitirdikten sonra SSK Okmeydana Hastanesinde mecburi hizmet görevime başladım. SSK Okmeydanı Hastanesindeki mecburi hizmetim sırasında ağrı çalışmalarını ilerlettim. 1985 Ekim ayında dışarıdan başvurduğum doçentlik sınavını geçerek Doçent ünvanını aldım. 1986 Mart ayında İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim dalına geri döndüm ve Ağrı Ünitesini kurdum. Aralık 1991 de Profesörlük ünvanını aldım. Aynı yıl ülkemizin ilk Algoloji bilim dalı İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji anabilim dalına bağlı olarak kuruldu ve Algoloji bilim dalı başkanı oldum. Bu görevim Mayıs 2011 yılına kadar devam etti. Koşullar gereği 2011 Mayıs ayında emekliye ayrıldım.Halen mesleğime İstanbul Ağrı Merkezinde devam ediyorum.
1987 yılında kurulan Türk Algoloji Ağrı Derneğinin başkanlığını sürdürmekteyim.

2. Tıp mesleğini niçin tercih ettiniz?

Aslında idealim Siyasal Bilgiler fakültesine gitmekti. Ancak o yıllarda İstanbulda Siyasal Bilgiler fakültesi yoktu. Babamın da tavsiyesi ile Tıp Fakültesine girdim. Siyasal Bilgiler rüyam ikinci yıl da depreşti, yeniden sınava girdim ve kazandım ancak yine de İstanbul’dan uzaklaşmak istemediğim için Tıp Fakültesinde kaldım. Daha sonra da ısındım ve tıp mesleğinde kaldım.

3. Niçin anesteziyoloji uzmanlığını tercih ettiniz, Algolog olmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

Tıp Fakültesinde okuduğum dönemler 12 Eylül öncesinin karmaşı dönemleriydi. Önümüzü görmemiz ya da ileriye yönelik planlar yapmamız mümkün değildi. Önceleri cerrahi bir dal düşünüyordum, yakından tanıdığım rahmetli Prof. Dr. Tarık Minkari bana küçük bir cerrahi dal seçmemi tavsiye etmişti. Bu nedenle KBB’yi düşünmeye başlamıştım. İkinci olarak da geleceği çok parlak olan anesteziyolojiyi seçmemi önermişti. O dönemde tıp fakültesi mezunlarını hemen askere alıyorlardı. Bu nedenle girişi daha kolay olan Anesteziyolojiye yöneldim. Ancak KBB den de vaz geçmedim. İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon kürsüsünde asistanlığa başladığım dönemde KBB sınavına girdim. Önce sınavı kazandığım, daha sonra kazanamadığım gibi garip bir durumla karşılaştım. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kürsüsünün başkanı, benim hayattaki belki de en büyük şansım ve en az babam kadar sevdiğim saygı duyduğum rahmetli Prof. Cemalettin Öner bunu haber aldı ve beni çağırdı. Benim önümde parlak bir kariyer olabileceğini ve kürsüde kaldığım takdirde önümü açacağını söyledi. Cemalettin Öner gibi, Türkiyede Reanimasyonu kurmuş, anesteziyolojinin öncülerinden bir efsanenin böyle bir sözü beni çok etkiledi ve Anestezi kürsüsünde meslek yaşamına devam ettim. Belki de hayatımda verdiğim en iyi karardı.

1980 li yılların başında dünyada ağrı çalışmaları ivme kazanmaya başladı. Asistanlığımın ikinci yılında ağrı araştırmalarına merak salmaya başladım. O dönemde kürsümüzde rejyonal anestezi yok denecek düzeydeydi. Almanyadan yurdumuza dönen bir anestezi uzmanı bana epidural anesteziyi öğretti ve epidural blok uygulamaya başladım.Daha sonra diğer rejyonal bloklara ilgi duydum ve uyguladım. Yine o dönemde kürsümüzde uzman olarak çalışan Kadriye Bilge yurtdışından birçok ağrı kitabı getirtiyordu. Onları okumaya başladım. Böylelikle algoloji dışında başka bir yolum olmadığına karar verdim.

4. Algolojinin Türkiye’de kurulmasındaki yaptığınız çalışmaları özetleyebilir misiniz?

Tam çeyrek asırlık bir serüvendir bu. Asistanlıkta başladığım çalışmalarda sonra Kıbrıstaki askerlik dönemimde 1987 yılında yayınlanan ilk kitabım “Ağrı Sendromları ve Tedavileri”ni hazırladım.
Askerden döndükten sonra SSK Okmeydanı hastanesi benim için bir dönüm noktası oldu. O dönemde Okmeydanı hastanesi YÖK ün kurulmasından sonra üniversitelerinden ayrılan öğretim üyelerin de çalıştığı bir bilim yuvası halindeydi. Gerçek bir vizyonu olan rahmetli Dr. Emin İstanbullu başhekimdi. Daha önce İstanbul Tıp Fakültesinden ayrılmış olan Prof. Dr. Bedri Bayraktar vardı. Emin beye ağrı çalışmalarımı sürdürmek istediğimi söyledim. Kanser merkezi de bulunan Okmeydanı hastanesi bana kol kanat gerdi. O dönemde Türkiye’de bulunmayan-hala da zor elde ettiğimiz alkol ve fenol ampullerini Alman ilaç fabrikasına yaptırdılar. Anestezi şef yardımcısı olarak çalışan Gülşen Bican benim daha çok ağrıyla uğraşmamı sağlayacak ortamı sağladı ve böylelikle ağrı ünitesini kurmuş olduk. O dönemde yaptığım yayınlarla 1985 Ekiminde dışarıdan doçentlik sınavına girdim ve 31 yaşında doçentlik ünvanını aldım.

1986 yılının Mart ayında fakülteme geri dönerek 20 Mart 1986 da ağrı ünitesini kurdum. 1991 yılında bu ünite Türkiyenin ilk Algoloji bilim dalı olarak kabul edildi ve ben de 2011 e kadar bu bilim dalının başkanlığını sürdürdüm.
1987 yılında Türk Algoloji –Ağrı Derneğini kurduk ve Ağrı Dergisini yayınlamaya başladık.İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji bilim dalınının kapılarını genç meslektaşlarımıza açtık. Bugün varolan Algoloji Bilim dallarında çalışan bir çok meslektaşımız bizim bilim dalımızda eğitim aldı. Ülkemizdeki meslekdaşlarımızın yanısıra dünyanın bir çok ülkesinden genç meslektaşlarımızı konuk ettik ve onlara eğitim verdik.

Algolojinin bir yan dal olarak gelişmesi için çabalarımız o dönemin Sağlık Bakanı rahmetli Yıldırım Aktuna zamanında başladı. İlk başvurduğumda Aktuna,”git ,algoloji bilim dallarının ülkede biraz daha yaygınlaşmasını sağla,öyle gel “ dedi. İkinci başvurumuzu Sayın Aktunanın ikinci bakanlık döneminde yaptık ve kabul gördü ve böylelikle Algoloji Yan dal listesine girdi. 2001 de çıkan ilk tüzükte sadece anesteziyoloji için yer aldı. Geçtiğimiz yıl sonunda kabul edilen tüzükte ise anesteziyolojinin yanısıra fizik tedavi ve rehabilitasyon ve nörolojiye de bu hak verildi.

5. Yurt dışındaki mesleki deneyimleriniz nelerdir?

Bu süreç içerisinde 15 yıl süreyle EFIC te önce muhasip, sonra genel sekreter, gelecek dönem başkanı, başkan ve geçmiş dönem başkanı olarak görev yaptım.

1993 yılında kurulan Dünya Ağrı Enstitüsünün beş kurucu üyesinden birisi olarak daha sonraki yıllarda her kademede çalışarak 2008-2011 dönemi başkanlığını yürüttüm. Halen Dünya Ağrı Enstitüsü vakfı CEO luğu görevini yürütmekteyim.

6. Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mıydı?

Hayatta üç kişiyi örnek aldım. Birincisi babam, ikincisi hocam Prof. Cemalettin Öner, üçüncüsü ise hala birlikte kitap yazdığımız Prof. Prithvi Raj. Üçünün de ortak özelliği geniş bir vizyona sahip olmaları, dur durak bilmeden çalışmaları, bugünü değil, geçmişten ders alarak geleceği yaşamalarıydı. Cemalettin Bey bana en az haftada bir sorardı “ bu hafta yeni ne yaptın”, bu nedenle onun vefatından sonra halen İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji Bilim dalında yaptırdığımız büstünün altında Mevlananın “Her gün yenişeyler söylemek lazım” dizeleri yer alır.

7. Algolog olmanın en iyi ve en zor yanları sizce nedir?

Algoloji yeni bir tıp disiplini, anesteziyolojiden çok daha farklı. Uyuyan hastayı değil, sürekli alarm halindeki bir hastayı ele alıyorsunuz. Bunun dışında hastanın insan olduğunu unutmamanız gerekiyor. Ne yazık ki günümüzde tıp insanı önce hasta düzeyine daha sonra da hastalık düzeyine indirgeyerek tedavi etmeye çalışıyor. Kronik ağrılı hasta diğer kronik hastalıklara sahip hastalardan daha farklı. Hastayı değerlendirirken sadece ağrısını değil, o süreç içerisindeki tüm değişkenleri ele almak gerekir. Kronik ağrılı hastalar zor hastalardır.

En iyi yanına gelince, yıllardır ağrı çeken bir hastanın ağrısının tedavi sonrasında duyduğu minnet, bağlılık en güzel hediyedir.

8. Algolog olmak isteyen meslektaşlarımıza öneri ve uyarılarınız nelerdir?

Algoloji hep söylediğim gibi başlıbaşına bir disiplindir. Algolojiye ayak atacak olan hekimin geçmişiyle ilgili tüm köprüleri atması gerekir. İster anesteziyolog, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı ya da nörolog olsun, bu kimlikten tümüyle sıyrılıp algolojiye gönül vermesi gerekir. Benim anesteziyolojiyi fiili olarak bırakmamanı üzerinden 25 yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre içerisinde bir kez bile entübasyon yapmadım , anestezi vermedim, akut ağrı için bile rejyonal anestezi uygulamadım. Kendimi hep algolojinin sınırları içerisinde tuttum.

9. Sizi bu kadar başarılı yapan etkenleri söyleyebilir misiniz? 

Çalışmadan, üretmeden başarı gelmez. Gelse bile kalıcı olmaz. Kalıcı olması için sürekli özeleştiri gerekir. Durmadan üretmek gerekir. Dedikodu ortamlarından uzak durmak gerekir. Bir de hiç kimseye kin duymamak gerekir. Hataları olan meslektaşlarınızı affetmeniz, onları kazanmaya çalışmanız gerekir.

10. Meslek hayatınızda keşke yapsaydım veya yapmasaydım dediğiniz bir düşünceniz var mı?

Geçmişe bakıp ta keşke yapsaydım diyebileceğim bir şey yok, çünkü şükürler olsun istediğim her şeyi yaptım gibi geliyor.

Yapmasaydım’a gelince, özellikle Algolojinin kuruluş dönemlerindeki mücadelemizde benimle birlikte çalışanlara oldukça acımasız davrandığımı hatırlıyorum. Onlara daha yumuşak davranabilirmişim gibi geliyor geriye bakınca.

11. Tıp dışı hobileriniz nelerdir?

Okumak, ciddi bir kitap birikimim var. Yazmak, şimdilik tıp içi. Yemek yapmak ve artık eskisi kadar değil ama fırsat bulduğumda yıllardır yaptığım gibi bağlama çalmak

12. Eklemek istediğiniz öneri, uyarı ve dilekleriniz nelerdir? 

Algoloji henüz yeni doğan bir bebek gibi. Bu bebeğin gelişmesi, büyümesi için genç meslektaşlarımıza büyük bir sorumluluk düşüyor. Aksi takdirde her zaman ölü doğum riski var.

Budapeşte’de 22 yıldır Dünya Ağrı Enstitüsü tarafından düzenlenen Girişimsel Ağrı Sempozyumunda bugüne değin Algoloji’ye yaptığı katkılar ve eğitici olarak verdiği eğitimler nedeniyle “Tail Blazers” ”Çığır Açanlar “ ödülünü aldı. Dünya Ağrı Enstitüsünün beş kurucusundan birisi olan Prof. Dr. Serdar Erdine Ödül Seremonisinde yaptığı konuşmada; Dünya Ağrı Enstitüsünün 1993 yılından beri dünyada genç hekimlerin eğitimine ve girişimsel yöntemleri öğrenmeleri konusundaki çabalarına değindi. Dünya Ağrı Enstitüsü her yıl girişimsel yöntemlerin daha iyi uygulanabilmesi için FIPP-Fellow of Interventional Pain Practice adı altında sınav düzenliyor. 2002 yılında başlatılan bu sınavın daha önceki Sınav Komisyonu Başkanlığının yanı sıra, Dünya Ağrı Enstitüsünün başkanlığını da yürüten Prof. Dr. Serdar Erdine halen yönetim kurulu üyeliğini sürdürüyor. FIPP sınavını bugüne değin 60 ülkeden 1000 in üzerinde hekim kazandı. Ülkemizden de 20 hekim bu ünvana sahip.

Prof. DR. Serdar Erdine 1987-2014 yılları arasında Türk Algoloji-Ağrı Derneği Başkanlığını yürüttü.Halen Derneğin Onursal Başkanı.

1993 yılında kurulan Avrupa Ağrı Federasyonu/EFIC in önce muhasip,sonra genel sekreter ve Başkanlığını yürüttü, 15 yıl yönetim kurulunda kaldı ve Türkiyede dört uluslararası kongrenin düzenlenmesini sağladı.

Algoloji-Ağrı Bilimi birçok avrupa ülkesinin önünde yan dal olarak kabul edildi ve artık ağrı uzmanları yetiştiriliyor. Türkiyede Algolojiye katkılarından dolayı İstanbul Tabip Odası 2012 Hizmet Ödülünü Serdar Erdineye verdi.

serdar erdine teşekkür

Türk Algoloji Ağrı Derneği  | 2022 © Tüm Hakları Saklıdır
by orucerem
menu-circle linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram